.
.
.

Okçuluk Makaleleri

Image

Türk ve Pers Atlı Okçuluğu

İslam öncesi Türk kabilelerinin okçuluk geleneği köklerini M.Ö. 1000 yıllarında varolmuş İskit, Part, Hun ve diğer Asya kökenli okçuluk geleneklerinden alır. Orta Asya bozkırlarının tüm atlı okçuları tarihleri boyunca benzer savaş donanımı ve taktikleri kullandılar. Ancak bu göçebe toplulukların hayat tarzları, günümüzde onları belli kavim veya ulus başlıkları altında sınıflamamıza izin vermemektedir. Bu insanlar aynı topraklarda ve aynı değerlere göre yaşadılar ve birbirlerinin dinlerini, dillerini, geleneklerini ve şüphesiz genetik kodlarını da etkilediler. Orta Asya’nın bu karmaşık genetik ve gelenek havuzunda, günümüz tarihçileri çok da güvenilir olmayan dilbilimsel izleri takip ederek yollarını bulmaya çalışmaktadırlar. Tarihçiler her ne kadar Ural-Altay ve Fin-Uygur dillerini konuşan kavimler arasında bir ilişki olduğu konusunda hemfikirlerse de, Aryan veya Hint-Avrupa dillerini konuşan diğer kabilelerin de bu ortak kültürün bir parçası oldukları bilinmektedir. Bu ortak kültürü sosyal hayat, dini inanışlar, tabular ve sanat kadar avlanma teknikleri de oluşturmaktaydı. Yüzyıllar boyunca çok sayıda uygarlık tarih sahnesine çıkmış ve sahneden inmiştir ama tümü arkalarında tek bir ortak iz bırakmışlardır: Asya okçuluğu ekolü. Tarihin ve tarihçilerin bazı politik odaklar tarafından yönlendirildiği ve tarihî gerçeklerin çarpıtılabildiği herkesin malumudur. Eğer dikkat edilirse, birçok yanlış izlenimin, önyargıların ve kasıtlı yanlış bilgilendirmenin sonucu olduğu görülebilir. Buna güzel bir örnek, tarihçilerin göçebe ordularının sınıflamasını ordunun savaş liderlerine göre yapmalarıdır. Oysa Cengiz Han’ın ordusunda bile Türkler, hatta Çinliler gibi Moğol olmayan unsurların olduğu bilinmektedir. Etnik sürekliliği tartışmaya açık olsa da, Asya atlı okçuluk geleneği İskitlerden Partlar’a, Hunlar’a, Avarlar’a, Macarlar’a, Moğollar’a, Selçuklular’a ve Osmanlılar’a kadar uzanmış ve bu süreç boyunca okçuluk ekipmanı devamlı gelişmiştir.

Read More
Image

Türk-İslâm Kültüründe Avcılık ve Osmanlı Kompozit Yayı-2. Bölüm

Geçen sayıdaki makalede sözünü ettiğimiz gibi, Osmanlı’da halkın nasıl avlandığına dair bilgi yok denecek kadar azdır. Osmanlı sarayı ve devlet erkânının avcılığı ise bambaşka bir konudur. Her şeyden önce, kendilerinden önceki Türk devletlerinde kurumlaşmaya başlamış olan avcılık teşkilatı gelişimine devam etmiş, son derece sofistike ve devlet bürokrasisiyle iç içe geçmiş halde evrimleşmiştir. Selçuklular’da “emîr-i şikâr”, yani “avcılık emîri”, en üst düzey devlet görevlilerinden biriydi. Meselâ, son zamanlarda popüler bir TV dizisiyle adı gündeme gelen Sâdeddin Köpek, Alâeddin Keykûbad ve Gıyaseddin Keyhüsrev’e hizmet etmiş bir vezirdi ve emîr-i şikâr da olmuştu. Bu mevkiye, sultana çok yakın, onun çok güvendiği kimseler gelirdi. Osmanlı sarayından da durum böyleydi. Aslen askerî teşkilatın da bir parçası olan avcı bölükleri sarayda önemli yer tutuyordu. Yetiştirdikleri yırtıcı kuşlara atfen “çakırcılar”, “doğancılar”,”şahinciler” gibi isimler alan bu bölükler Enderûn’da (sarayda) bulunurdu. Mensupları, tahttaki padişahın ava düşkün olup olmamasına göre artıp azalabilirdi ancak bu bölüklerin başında bulunan ve “çakırcıbaşı”, “doğancıbaşı” gibi unvanları olan subaylar, askerî bürokrasinin ve hiyerarşinin en önemli figürleriydi. Bu bölüklerin en üstünde çakırcıbaşı bulunurdu ve yeniçeri ağaları çakırcıbaşılardan çıkardı. Osmanlı’nın liyâkata dayalı yönetim biçiminde, herkes beceri, zekâ, çalışkanlık ve sadâkât gibi özellikleri gözetilerek, belli bürokratik basamakları çıkmak suretiyle yükseltilirdi. Buna “yoluyla yükselmek” denirdi.

Read More
Loading